Shabac Geretti Günlüğü böylece sona eriyor.
Anılanlar, harfler, sözcükler, noktalama işaretleriyle kısıtlanıp sayfalar arasında hapsedildiklerinden, kimseyi yaralayamayacaklar.
Giderek unutulacaklar.
Anılmayacaklar.
Saturday, December 10, 2011
Thursday, November 17, 2011
Rahat!
Yetersizlik sınavım iyi geçmiş:
Çakmışım, kafayı gözü en umulmadık yerlere.
Ele güne karşı olursan olacağı olmuşu budur, bulur
seni güzellikler...
O güzelliklerdir ki bilmezler on para etmediğini bendeki ben olmayınca
güzelliklerinin.
Ben olmayınca rahat edecekler, bitecek çünkü
hazırol durumları.
Geğirecekler ve diğerlerinden yapacaklar, en tutulmuşlarından.
Gülüp geçecekler yeniden ossuruklarının başına.
Kendi boklarıyla başlayacaklar oynamaya yeniden.
Adam olduklarını sanıp devam edecekler olmaya zengin.
Çakmışım, kafayı gözü en umulmadık yerlere.
Ele güne karşı olursan olacağı olmuşu budur, bulur
seni güzellikler...
O güzelliklerdir ki bilmezler on para etmediğini bendeki ben olmayınca
güzelliklerinin.
Ben olmayınca rahat edecekler, bitecek çünkü
hazırol durumları.
Geğirecekler ve diğerlerinden yapacaklar, en tutulmuşlarından.
Gülüp geçecekler yeniden ossuruklarının başına.
Kendi boklarıyla başlayacaklar oynamaya yeniden.
Adam olduklarını sanıp devam edecekler olmaya zengin.
Wednesday, November 16, 2011
Didar boyalar
Canan (yoksa canan mıydı), "didar boyalar fışkırsın parmaklarının arasından' buyurdu. Keşm-i cerdadan gelen belli belirsiz sesler buna hiç karışmadıydı.
Monday, October 17, 2011
Cumadan.
Rangır! Hüdagan! Dan!
Aşşağıdan gelen aksülamel böylesi dürülüptü.
Neden sonra cumadan gelen er takımı tarhanaya ve durşuya oturdukta fark edildi gerisi.
"Hesna kalfa," dedi bey. " Langırtları Hadi'nin adamları gelip almadu mu kim?"
Aşşağıdan gelen aksülamel böylesi dürülüptü.
Neden sonra cumadan gelen er takımı tarhanaya ve durşuya oturdukta fark edildi gerisi.
"Hesna kalfa," dedi bey. " Langırtları Hadi'nin adamları gelip almadu mu kim?"
Sunday, October 16, 2011
Pakâlâ...
Çiğdem der ki ben alayım. Âlâyım demek istiyor. Ama şapkası yok. Çiğdem adı bana acı verir. Çünkü ilkokulda sevdiğim kızın adıydı Çiğdem. Acıklı bir hikayedir, adı çiğdem olan çiçek. Mevsimseldir, kalkar göçer, Tavşanlıya bir yerlere... Unutulur sanılır. Ama yıllar sonra oralarda bulunduğu anlaşılan birilerine soruldukta, gerçekten o kişinin Çiğdemi fark ettiği ama sonrasında fark etmeyi bıraktığı ortaya çıkar. Oysa Çiğdem, o Çiğdem, unutulası bir taşınma olayı değildir. Olay değildir Çiğdem. Olmayaydır daha doğrusu, daha ziyade. Bülent, ulan, kızın sonrasını da fark etseydin eşşek... Çiğdem, yaşıyor musun? Beni hatırlıyor musun? Evetse şaşarım.
Bulgar kıyısına vardıkta lahana aşına basacağım biberi...
Bulgar direğinde nirengimizi şaşırıp, 'urun, urumun kıyısına' diyen göçmegenlere yıllar yıllar yüzyıllaaaar sonra sevgilim diyecektik. Atilla İlhan yazacaktı bunların bir bölümünü de tekrardan ler lar eklerini umursamayıp satın alacaktık ülkemin ender şiir kayıtlarından bazılarını ölmüş babannemlerim ve dedemlerim ve henüz ölmemiş benler sevecektik bizatihi elzemin hüzzeten hülazımın hengame tül hü. Hühühühühü.
Wednesday, September 21, 2011
Tuesday, September 20, 2011
Subscribe to:
Posts (Atom)